Kocaeli Haberleri Kocaeli Son Dakika

Kocaeli'nin Nabzını Tutan Site Kocaeliparaf.com'a Hoşgeldiniz. Kocaeli'in Güçlü Sesi, Kocaeli Haber, Kocaeli Haberleri, Kocaeli Yerel Haberleri

Kocaeli Paraf Haber Sitesi

Kemalpaşa Mh. Cumhuriyet Cd. Petan İşhanı Kat: 5 No:30 İzmit, Kocaeli
sennuruzan@gmail.com

Bırakın Kutuplaşmayı...!

Ülke olarak çok zor ve sancılı bir süreçten geçiyoruz…Pandemi ile başlayan ve ardından yaşadığımız hayat pahalılığı, lastiği patlamış ve ne zaman, nereye çarpacağı belli olmayan ekonomik krizin bunalımını daha atlatamamışken  depremle sarsıldık.

Mehmet Sönmezoğlu

Köşe Yazarı


Bırakın Kutuplaşmayı...!

Ülke olarak çok zor ve sancılı bir süreçten geçiyoruz…

Pandemi ile başlayan ve ardından yaşadığımız hayat pahalılığı, lastiği patlamış ve ne zaman, nereye çarpacağı belli olmayan ekonomik krizin bunalımını daha atlatamamışken  depremle sarsıldık.

6 Şubat Pazartesi sabahı saat 04.17’de 7.7 ve aynı gün Elbistan'da saat 13.24'te 7.6 büyüklüğündeki iki büyük deprem hepimizi enkaza çevirdi.

Göçükte kalan sadece Kahramanmaraş, Kilis, Diyarbakır, Adana, Osmaniye, Gaziantep, Şanlıurfa, Adıyaman, Malatya, Hatay değil tüm Türkiye oldu.

Acılarımızın tarifi, tesellisi yok.

Hepimizin yüreği sızlıyor.

Yaralarımız derin, yaralarımız kangren oldu…

Televizyonlardaki deprem haberleriyle psikolojimiz iyice bozuldu. 

Televizyon seyretmeyelim diyoruz, bu kez kendimizi suçlu hissediyoruz.

Depremde vefat eden onca insana, yaralıya, sokakta kalanlara haksızlık ediyormuşuz gibi geliyor. 

İki hafta ne gece ne gündüz oldu.

Sıcak yatağa girip başımı yastığa koymak, sıcak bir tas çorba içmek zulüm geldi.

Yaşadıklarımıza kahrettim.

Televizyonlarda, canlı yayınlarda enkaz başında bir hayat kurtarmak için kendini tehlikeye atan onca kahramanımızı gururla gözyaşıyla umutla izledik.

Bir kez daha çaresizliğimize kahrettik.

Çaresizliği 17 Ağustos 1999 depremini yaşayanlar çok iyi bil6ir. 

‘Sesimi duyan var mı?’

Ambulansların günlerce, haftalarca, hatta aylarca o acı acı siren çalışları hiç aklımdan çıkmıyor.

Karanlığa gömülen o koca şehir…

Toz duman olan her enkazın başındaki çaresizce bekleyişleri aslında hiç unutmadık!

‘Yıkıldık...’

Bir daha asla toparlanamayız dediğimiz o yıllar...

Günlerce, haftalarca, aylarca, yıllarca hem ağladık, hem de bu kenti yeniden ayağa kaldırmak için canla başla çalıştık.

17 Ağustos depremini Kartepe’deki iki katlı bahçeli baba evimde yaşadım.

Şükür can ve mal kaybımız olmadı.

Evimiz hiç hasar görmedi.

Ancak dolapların içindeki eşyaların birçoğu kırılmış, tuz buz olmuştu.

Zaten o günden sonra da evde kırılan vitrini attık bir daha da almadık.

Deprem anında can havliyle odadan çıkmak isterken tüplü televizyon üzerime düşmüş ve yaralanmıştım.

Kıyamet kopuyor sanmıştım.

23 yaşında genç bir kızdım.

Deprem nedir bilmiyordum.

O korkunç sarsıntı ve can haliyle kendimizi sokağa atıp komşularımızla birbirimize sarılarak ağlayanları ve bayılanları teselli etmeye çalışıyorduk.  Karanlıkta göz gözü görmüyor, yıldızların dans ettiği gökyüzünde bir tane yıldız bile görünmüyordu.

Birer birer yıkılan evlerin gürültüsü ile depremin şiddeti ve yıkıcılığının ne kadar büyük olduğunu öğrendik. Sabah hava yavaş yavaş aydınlanmaya başladığında 'Eyvah işsiz kaldım' diyerek devam eden artçı depremlere rağmen eve girip üzerime abimin eşofmanını giydim.

Fotoğraf makinesini alarak evden hızla ayrıldığımı hatırlıyorum.

Otostop çekerek önüme gelen araçla İzmit’te yıkılan evlerin arasında gazeteye ulaştım. İşyerim ayaktaydı, yıkılmamıştı.

Çalışma arkadaşlarımın bir bölümünü havuz başında görmek benim için teselli olmuştu.

Günlerce, haftalarca enkaz başında hem ağlayıp hem haberlerimi yaptım.

Depremzedelere en doğru bilgiyi aktarmak için gece gündüz çalıştık.

Yılmadık! Şehrimize, işimize sarıldık.

Eskisinden daha çok çalıştık.

O yıllarda hem Özgür Kocaeli Gazetesi’nde çalışıyor, hem de TV8'in temsilciliğini yapıyordum.

Cep telefonları şimdiki gibi yaygın değildi, akıllı telefon henüz yoktu, pahalı olduğu için cep telefonu herkeste de olmuyordu.

Telefon ile canlı yayına bağlanıp Türkiye'ye depremin ilk anlarını aktaran gazetecilerdenim. Aslında 24 yıl önce yaşadıklarımızı anlatsak, roman olurdu.

Depremde çaresizliği en iyi biz anlarız.  

Gelen yardımları kabul etmenin ne kadar zor olduğunu da en iyi biz anlarız.

Yıkılan 7-8 katlı binaların altından ellerimizle dostlarımızı, arkadaşlarımızı, sevdiklerimizi çıkaramamanın çaresizliğini de en iyi biz anlarız.

Allah’ım bize güç ver, kuvvet ver, yardım et dediğimiz ama hiçbir şey yapamadığımız günleri hatırlar 10 ildeki depremzedeleri de en iyi biz anlarız.

Evet, zaman her şeyin ilacı…

İnsanoğluyuz unutmasak o büyük acılarla bugün yaşamamız zaten mümkün de olamaz.

Büyük felaketin olduğu gün, benim de doğum günümdü.

17 Ağustos 1999 yılında 23 yaşında yaşadığım o büyük felaketin ikincisini hatta daha büyüğünü 47 yaşına girerken güzel memleketimin bir başka ucunda bir kez  daha görmüş oldum. 

Acının tarifi olamaz, ateş düştüğü yeri yakar...

Yüreği yanmayan bir insanın, yüreği yanan bir insanı anlamasını da zaten bekleyemeyiz.

Depremin üzerinden 12 gün geçti.

Bu süreçte ne yazık ki!

Herkes konuşuyor.

Bilen de konuşuyor, bilmeyen de…

Sosyal medya ise kirliliklerle dolu.

Toplumu karamsarlığa kaosa sokmaya, ayrıştırmaya çalışıyorlar.

Konuşmak yerine herkes elini taşın altına koymuyor.

Elini taşın altına koymakla acılarımız azalır, yaralarımız bir nebze de olsa sarılır, eğer biz bir olursak….

KSO Başkanı Ayhan Zeytinoğlu Şubat ayı meclis toplantısında bir açıklamada bulundu.

Aslında söylemek istediği haberin içeriğini okuduğunuzda anlayabiliyor hatta hak bile verebiliyorsunuz.

Hatta değindiği konu çok ciddi olduğu kadar üzerinde çalışılması bile gerekiyor.

Zeytinoğlu; ‘Afet bölgesindeki sosyal ve ekonomik yaşamın devamının sağlanmasına ilişkin sözlerinde bölgenin ayağı kalkması için çalışan nüfusu bölgede tutmalıyız’ dedi. 

'Depremzedeleri işe almayın derken de doğru konuya değinmiş ancak yanlış cümle kullanmış oldu.

Bugün açıklamasına kızıp kınadığınız Zeytinoğlu’nun yarın ne kadar haklı olduğunu da hep birlikte göreceğiz…

Kendisi keşke ifade etmek istediği cümleyi daha doğru kelimeler seçerek kullansaydı.

Deprem olduğu günden beri tüm haberleri yorumları ve profesörleri dinliyorum.

Hepsi Marmara’yı boşaltmalıyız diyor.

Marmara taşıyor.

Marmara’nın artık turizm, tarım, sanayi bölgesi olması gerekiyor.

Bölgemiz, sanayi, liman ve konuta doydu.

Tehlike kapıda uyarılarında bulunuluyor ve depremin her açıdan boyutları anlatılıyor.

17 Ağustos depreminde can kaybı olan ve büyük korkular yaşayanlar Kocaeli'yi o dönem terk etmişlerdi. Herkes yıkıldık, bittik, şehir artık öldü derken 24 yıl ile birlikte şehrin nüfusu dörde hatta beşe katlandı.

Mantar gibi yapılar yükseldi, ruhsuz konutlarda nefes alamaz olduk.

Bu şehri terk edenlerde zamanla geri döndü.

Hatta depremde geçici görevle gelen ne kadar memur varsa onlar da gelip bu şehre yerleşti.

O dönemde ve sonrasında gelen valiler, vali yardımcıları, kaymakamlar, daire müdürleri aklınıza gelecek tüm kamu kurum ve kuruluşlarındaki geçici görevlendirilenler, çoluk çocuk bu şehre yerleşti.

Emekli olan da geldi, işsiz kalan da. Yetmedi akrabalarını da getirdiler.

Bu konu da o kadar çok örnek verebilirim ki saymakla bitmez.

Ama ne yazık ki bu şehirde doğup büyüyen bu şehirde yıllarca yaşayanlar işe giremezken dışarıdan gelenler hem iş, hem ev sahibi oldular.

Şimdi Kocaeli'ye bir bakın lütfen bir karış toprak kalmadı.

Her yeri ruhsuz trilyonluk, betonarme evlerle doldurdular.

Mahallemizdeki, apartmanımızdaki komşularımızı tanımaz olduk.

Çocukların koşup oyun oynayacakları park alanları bırakmadılar…

Hani 17 Ağustos depreminden sonra her mahallede olası depreme karşı toplanma merkezleri kurulacaktı?

Nerede bu toplanma merkezleri?

Onca insan dar sokak ve caddelerde bir deprem olsa nereye kaçacak.

Nerede çadır kent prefabrik kuracak. Nerede toplanacak.

Daha evlerimizin önüne araçlarımızı park edecek yer bulamazken her yere imar verip konut doldurduğunuz altyapısı, otopark alanları bulunmayan projeleri kimlere verip yapı denetimini yaptırdınız?

Daha hangisini sayayım ki!

Devlet dediğin koyduğu kurallara önce kendisi uyacak ki sonra vatandaşından uygulamasını beklesin!

İşte sorun tam da buradan kaynaklanıyor.

Bilgili insanların yetkisinin olmaması, yetkili insanların da bilgisiz olması…

Depremden kaçarken nefes aldığımız geçici çadırkent, prefabrik kurduğunuz meyve sebze bahçelerini, şeker pancarı ayçiçeği ekilen tarım arazilerini konut alanlarına çevirdiniz. 

Dahası fabrikalara sanayicileri peşkeş çektiniz. 

Şimdi soruyorum...

Suçlu kim?...

Suçlu deprem mi?

Zeytinoğlu doğru söylüyor.

Can kaybı yaşayan büyük acılarla memleketlerini terk eden insanlara sözümüz yok...

Allah sabırlar ve yaşama gücü versin...

Acılarını yüreğimizde hissediyoruz.

Hatta ülkemizin hangi şehrine giderlerse gitsinler bu insanlar iş, eğitim, sağlık olmak üzere her açıdan onlara öncelik tanınsın.

Şehit ve gazilere, engellilere sağlanan tüm haklardan onlar da yararlansın.

Ancak sadece evi hasar gördü diye binbir çeşit bahanelerle lütfen memleketinizi terk etmeyin.

Çok can kaybımız var...

Tarımda, ticarette, sanayide, turizmde İnsan gücüne ve dayanışmaya o bölgede eskisinden çok daha ihtiyacımız var. 

Kutuplaşmayı bir kenara bırakıp

Ülkemiz için o bölgenin kısa sürede istihdamı için ayağa kalkması için şehirlerinizi terk etmememize ihtiyacımız var. 

Yapılan yardımların vicdanla adaletle doğru ve yerinde gerçekleştirildiğinde göreceksiniz ki yıkılmış enkazlar arasından filizlenmiş eskisinden daha güçlü, daha sağlam daha yaşanılabilir Kahramanmaraş, Hatay, Malatya, Kilis, Diyarbakır, Adana, Osmaniye, Gaziantep, Şanlıurfa, Adıyaman, çıkacaktır.

Depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yaralılara şifa, ailelerimize sabırlar diliyorum…

 

 

 

 

 

 

Bu Haberi Beğendin Mi?
1 kişiden 1 kişi beğendi

Sen de yorumunu yaz!

E-posta adresin gizli kalacaktır. Lütfen tüm zorunlu alanları doldurun *